14 Ekim 2017 Cumartesi

Woman of Digntiy (2017)


Kadınlık Onuru.... Ne çok şey söylenebilir bu konu hakkında değil mi?
Muhakkak insanlık var olduğundan beri böyledir ama şu aralar kadın olmanın en zor olduğu dönemlerden birindeyiz maalesef. Erkeklerin kendilerini kadınların üstünde tuttuğu, eşlerini insan yerine koymayıp kendi malı gibi gördüğü, her şeylerine karışırken kendilerinde keyfi her şeyi yapma hakkını gördüğü bir dönem... Kadın eş olacak, anne olacak, gelin olacak, evlat olacak, hizmetçi olacak ve bütün bunlara rağmen değer görmeyecek...
Günümüz toplumlarının en büyük sorunu olan "kadın olmanın zorluğu" bu dizide inanılmaz derecede izleyiciyi kendine bağlayacak şekilde işleniyor.

Seul'un bilinen en elit ve zengin ilçesi Gangnam'daki zengin ailelerin hikayeleri üzerine kurulu gibi görünen dizi sevgiye aç insanların, açgözlü ve hırslı insanların, servetlerine servet katma uğruna her türlü pisliği yapabilecek insanların ve bu zengin hayatına girebilmek için çabalayan fakir insanların hayatlarını sunuyor bize. Bu açıdan baktığımızda da kıskançlık, hırs, kötülük, nefret, sevgi, imrenme, vefa... aklınıza gelebilecek birbiriyle çelişen tüm olumlu ya da olumsuz duyguyu barındırıyor.
Bu nedenle konu ağır gibi geliyor, bunaltıcı ve kasvetli bir dizi ortamı getiriyor akla ama tam tersi sıkmıyor, boğmuyor hatta yer yer güldürüyor da.

Dizideki oyuncuların hepsi on numara iş yapıyor diyebiliriz. Biri mi batmaz göze, hepsi mi rolüne bu kadar verir kendini... Kocaman alkış hepsine ama ikisi var ki dizinin yıldızları. Kadınların hayatına değinen bir dizi olduğunu söylemiştik zaten de esasında iki kadının hayatına daha fazla odaklanmış. Bu iki kadını canlandıran çok sevdiğim ve takdir ettiğim iki usta oyuncu Kim Hee Sun ve Kim Sun Ah yetenekleri ve güzelliğiyle büyüleyip görsel bir ziyafet yaşattı bize.

Kim Hee Sun her şeye sahip zengin bir aile gelini Ah Jin'i canlandırırken, Kim Sun Ah ise onun tam tersi hep hayatın sillesini yemiş elinde hiçbir şeyi olmayan fakir Park Bok Ja karakterini canlandırıyor.
Bok Ja, büyüleyici bir hayat yaşayan Ah Jin'e imrenmekte ve onun hayatına sahip olmak istemektedir. Bunun da tek yolunun para olduğunu düşünür ve Ah Jin'in ailesine girer. Yaşanan birçok olaydan sonra o paraya kavuşur ama mutluluğu getirenin elde ettiği o para olmadığını fark eder. Sonrasında ise niye mutlu olamıyorum diye kendini sorgulamaya başlaması hepimiz için bir ders niteliği taşıyordu adeta.
Bok Ja karakterinin yaşadığı gelgitleri, çırpınışlarını, yaşadığı o yalnızlığı, sevgisizliği, hayal kırıklıklarını, çaresizliklerini izlemek beni oldukça etkiledi.


Ah Jin ise kendine güveni en üst raddede olan, hep neşe dolu, başarılı ve sevgi dolu bir karakterdir ama onun da gerçek kendini bulması süreci çok etkili bir şekilde işleniyor. Bir kadının özünde ne kadar güçlü olduğunu gösteren, yılmayan ve kadın olarak bizi örnek teşkil eden karakteriyle büyülenmemek elde değildi. Güzelliği ve insanı kendine hayran bırakan giyimiyle de mest olduk.

Dizi yayınlandığı kanalın en yüksek reytingini alan yapım oldu.  Tüm izleyenlerden olumlu yorumlar aldı. Değindiği konular itibariyle herkesin bir noktada kendini bulması kaçınılmaz. Tür olarak da her şeyi kapsıyor aslında. Gerilim, gizem, psikolojik, dram, romantik, komedi... Ne ararsanız var.
Son olarak da bir tebrik de senariste gönderiyorum. Dizinin son yarım saatine kadar gizemi koruyup bizi ters köşeye yatırdı. Herkes bir "Aaaaa" oldu ama kimse de ne kadar mantıklı olduğunu inkar edemedi...
Kısacası içinde ne ararsanız var diyebileceğimiz bir dizi bu, mutlaka izleyin. Pişman olmazsınız.

Park Bok Ja'yı özledim yine içim acıya acıya...😭😭

28 Eylül 2017 Perşembe

Ortaya Karışık - Part 2 -

Daha önce diziler üzerinde yaptığım değerlendirmeye bu kez filmlerle devam edeceğim. Gerçi aradan tahmin etmediğim kadar fazla zaman geçti ama hayat planladığımız gibi gitmiyor malum...
Son zamanlarda izlediğim filmlere kısaca bir göz atalım birlikte. :)

Vanishing Time: A Boy Who Returned 

Ciddi anlamda koyu bir Kang Dong Won hayranıyım. Bu nedenle de her yapımını hiç düşünmeden izlerim. Çok şükür ki kendisinin de kötü bir yapım seçme gibi bir huyu yok. Her filminin bitiminde kendimi memnun olmuş olarak buluyorum.
Bu filmse oldukça ilginç bir konu ve işlenişe sahip. Hiçbir şeyini beğenmeseniz bile sırf bu farklılık yüzünden izlenebilir. Filmi kardeşimle izleyip bitirdiğimizde  ikimizin de suratında "değişikti" tepkisi vardı.

Özellikle filmin çekildiği ortama bayıldım.
Hele ki o ormanın içindeki kulübeye aşık oldum. Büyüleyici bi havası vardı.
Ağır ve oyuncu kadrosu sınırlı gibi gözükse de izlerken de hiç sıkmadı beni. İşlenen konu ve filmim sonunun bağlanma şekli hâlâ tuhafıma gitse de izlerken güzel vakit geçirdim en azından. Çocuk oyuncular özel olarak seçilmiş, ikisini de çok beğendim. Gelecek yapımlarda görmek isterim. Kang Dong Won ise tek başına filmi izlenebilir kılan en büyük etkendi. Yine çok güzel oynamış. İlginç ve değişik bir şey izlemek isterseniz şans verin derim.


Pandora

Kim Nam Gil de hayranlık duyduğum bir diğer oyuncu. Fakat her filmini başarılı bulduğumu söyleyemem. Bazen harika bir filmde oynarken bazen saçma sapan bir filmle karşımıza çıkıyor. Neyse ki Pandora güzel ve izlenmeye değer filmlerinden bir tanesi oldu.

Film bilindik felaket senaryolarından birine sahip aslında. Ülkedeki bir nükleer santralde patlama gerçekleşir ve sonrasında ülkede büyük bir karmaşa hakim olur. Fazla eski değil, hatırlarsanız Japonya'da böyle bir olay gerçekleşmiş nükleer santral çalışanları kendilerini feda edip sızıntıya engel olmak için santrale girmişti. Tabii maruz kaldıkları aşırı radyasyonla yaşamaları mümkün olmamıştı.
Pandora da bu olayın benzerini işliyor. Belki yeni bir şey sunmuyor film ama yine de tarzı sevenler için izlemeye değer. Nükleer santrallerin ve aşırı radyasyonun tehlikesini ve zararlarını gözler önüne sererken, devletin başındakilerin böyle durumlarda ne kadar yetersiz kaldığını da gösteriyor bize.
Hareketli ve temposu hiç düşmeyen, izleyiciyi sıkmayan ve Kim Nam Gil severleri memnun edecek bir film. Güzel de dersler veriyor. Türü sevenler kaçırmasın.

Love, Lies

Ahhhh ciğerim çürüdü... Ciddi anlamda insanın içine işleyen, kalbini sızlatan bir film.
Oyuncular da oldukça iyiydi. Gişede başarılı olamamasına hayret ettim gerçekten.
Aşk, dostluk, vefa, kıskançlık, ihanet...  hepsini sorgulatan nitelikte dokunaklı bir yapım.
Filmi izlerken bir ara hayatımın en saçma filmini izliyorum galiba diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Fakat sonra nasıl oldu da kendimi ihanete uğramış, hüsran içinde, kalbi kırık bir halde buldum anlamadım. Ne desem ifade edemeyecekmiş gibi hissediyorum. Tek söyleyebileceğim bu film bana çok dokundu, çok üzdü. Dram seviyorsanız kaçırmayın, mutlaka izleyin.

Lucky Key
Onca ağır filmden sonra biraz da gülelim derseniz buyurun size bulunmaz bir fırsat.
En başta ilgimi çekmemişti film ama izleyenler çok övünce bir bakayım dedim. İyi ki de öyle yapmışım çünkü çok güzel vakit geçirdim. Ailece ya da arkadaşlar arasında eğlenip hoş vakit geçirmelik, gülebileceğiniz bir film arıyorsanız ilk tercihiniz bu film olsun.

A Violent Prosecutor
Yine eğlenceli bir film. Lucky Key kadar gülmesem de bunu izlerken de epeyce bir zevk aldım.
Kang Dong Won hayranlığım malum, yukarıda değinmiştim. Bunun üstüne bir de oyunculuğunu çok beğendiğim Hwang Jeong Min de eklenince film zaten tadından yenmez oldu.
Haksız yere suçlanıp hapse giren bir savcının kandırıldığını anladıktan sonra hapishanedeki bir dolandırıcıyla ortak olup suçsuzluğunu ispat etmesi üzerine kurulu bir konusu var.
Kang Dong Won tam şebek bir rolde. Çok sevimliydi gerçekten. Kendisini daha ciddi rollerde izlemeye alışkındım ama bu hali de hayli hoşuma gitti.

Phantom Detective
Klasik dedektif filmleri gibi görünse de aslında bize farklı bir tarz sunuyor.
Çekimler, efektler, seslendirme... her şey bir ayrı, bir hoş. Lee Je Hoon beğendiğim nadir genç yeteneklerden. Gerçi artık yaşı da var ama uzun zamandır beğeniyorum yani.
Bu filmde de çok başarılıydı. Ciddi ve acımasız olmaya çalışan ama aslında yüreği pamuk gibi olan, geçmişinde yaşananları hatırlamaya çalışan bir dedektifi canlandırmış.
Film genel olarak eğlenceli bir havada ilerliyor. Dedektifimizle birlikte hareket eden iki küçük veletle de sevimli bir boyut kazanmış.
Kendine özgü havasıyla  bu filmi de izleme listenize alabilirsiniz.

Master
Oyuncu kadrosu sağlam güzel bir aksiyon filmi. Konu güzel ve akıcı işlenmiş. Büyük çaplı işler yapan bir dolandırıcı ile onu yakalamaya çalışan bir dedektifin köşe kapmacasını izliyorum.
Bir yandan da sistemin çarklarının nasıl döndüğüne gönderme yapıyor film. Finali biraz toz pembe gibi dursa da insana ümit aşılıyor en azından. Aksiyon, kovalamaca, kuyu kazmaca sevenler vakit ayırabilir.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Ortaya Karışık... - Part 1 -

Bir süredir yoğun hayat koşuşturmasından bir şeyler izleme, yorumlama ya da çevirme fırsatını bulmak oldukça zorlaşmıştı. Hazır biraz vakit bulmuşken ve yeni çeviri planları yaparken şöyle son zamanlarda izleyip beğendiğim yapımlarla ilgili kısa kısa değerlendirmeler yapıp yavaştan havaya gireyim dedim.

Chief Kim
Öncelikle söylemeliyim ki Can You Hear My Heart dizisini izlediğimden beri büyük bir Nam Goong Min severim. Sanırım o diziden beridir de neredeyse tüm yapımlarını izledim. Hem kötü, hem iyi hem de komik karakterleri olağanüstü güzel bir şekilde oynayabilen nadir oyunculardan biri. Ayrıca çok güzel ağlıyor be! Chief Kim dizisinde de oldukça eğlenceli bir karaktere hayat vermiş.
Salaryman Cho Han Ji izlemiş ve sevmişseniz Chief Kim de aynı onun tarzında bir dizi. Açıkçası senelerdir böyle bir dizi bekliyordum ve sonunda geldi. Mizahla ciddi olayları karıştırıp izleyiciyi hem güldürüp hem düşündüren bu tarza bayılıyorum. Saçmalıkla kara mizahı ayırmayı başarıp izleyici çeken bu tarz diziler az geliyor maalesef. Gerek Kore'de gerekse ülkemizde oldukça beğeni ve izlenme oranı yakalayan diziyi keyifli ve dolu dolu anlar geçirmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.

Queen of the Ring
Bu mini mini, bir o kadar tatlı çerezlik diziyle de kafamın yoğun olduğu zamanlarda şöyle hayal dünyasına çıkabileceğim güzel anlar yaşadım. Hem güldüm hem hüzünlendim. Kim Seul Gi çok sevdiğim şirin bir oyuncu. Bu tarz sempatik karaktere de aşırı yakışıyor. Dizi fantastik bir konu üzerine ilerlese de esas anlatılmaya çalışılan dış güzellikten ziyade iç güzelliğin önemli olduğu. Fakat inkar etmemek lazım ki ilk etkileşimde dış güzellik herkes için kriter oluyor...
Her neyse sonuç olarak kendisinin çirkin olduğunu düşünen tüm hemcinslerime ufak bir umut ışığı sunan, ister güzel olalım ister çirkin biz sevmek ve sevilmek istiyoruz mesajını veren hoş bir dizi. Açın bir gecede izleyip bitirip biraz bulutların üstünde dolaşın. Arada böylesi de lazım. 😁

Defendant
İzleyenlerin övdüğü ve Kore'de de yüksek reytingler alan bir dizi olmasının yanında Ji Sung ve Um Ki Joon ikilisinin oynadığı bir intikam dizisini es geçmem mümkün olamazdı. Zaten intikam-dram dedin mi hemen dibinde biterim. 😅
İki erkek oyuncu da rolünü hakkıyla oynamış. Hele de Um Ki Joon yine kendine hayran bırakacak bir ustalıkla canlandırdığı kötü karakteriyle kendisini boğma isteğimi dizi boyunca canlı tuttu ya tebrik ediyorum!
Diziye gelince ilk yarısına kadar her şey oldukça iyi gidiyordu. Konu klasik ama bir şekilde de merak uyandırıcı bir biçimde işleniyordu. Fakat sonrasında, muhtemelen dizinin reytingler yüzünden iki bölüm uzatılmasının da etkisiyle o etki bozulmaya başladı. Bir konu çok kendini tekrar etmeye başladığında ya da yok artık bu kadarına da pes dedirtmeye başladığında bendeki bütün büyüsü gidiyor. Ha oyuncular ve türü sevmem sayesinde yine sıkılmadan izledim ama bittiğinde unutulmazlarımın arasında olamayacağı gün gibi ortadaydı. Muhtemelen oyuncular bu kadar iyi olmasaydı böyle ilgi görmeyecekti. Fakat benim gibi türü sevenler izlesin derim. Bizim için her türlü gideri var.

Voice
OCN kanalının orijinal diziler çıkardığı malumumuz. Hele ki büyük beğeniyle izlediğim TEN'den sonra sıkı takipçisi olmuştum ama sonraki yapımlarında istediğimi çok da bulamamıştım. Sonra dediler ki Jang Hyuk'la geliyor. Konu, tür, Jang Hyuk, OCN... derken merakla beklerken buldum kendimi. Dizinin yayınlanmasının bitmesini bekleyemeden de izlemeye başladım. İlk bölümlerde tam da istediğim gibi bir TEN havası sezip mest oldum. Dizinin ilk yarısı gerçekten çok hoşuma gitti.
Sonrasında ise çıta biraz düştü. Ayrıca kadın oyuncunun ruh gibi sürekli aynı ifadeyle oynaması da sinirimi bozdu.
Bu tarz konuların 10-12 bölümden fazla sürmesi konuyu tekrara düşürdüğü için olsa gerek son bölümler yine bir kopukluk yaşadım. OCN 12-13 bölüm civarında tutuyordu önceden dizilerini ama artık o da bölüm sayısını arttırdı. Sonuçta polisiye, gizem üzerine ilerleyen bir dizi bu ve bölüm sayısı fazlalaştıkça o gizem korunsun diye olaylar yok artık dedirtecek şekilde ilerlemeye başlıyor. Bu nedenle de başlardaki büyü kayboluyor.
Fakat uzun zaman sonra izlediğim en güzel polisiye-gizem tarzı dizisiydi. O nedenle kaçırmayın izleyin derim. Kanalın en yüksek reytingli dizilerinden olduğunu da not düşelim.
Son olarak Jang Hyuk... sen nasıl bir şeysin ya?! 💗💗

My Wife's Having an Affair this Week
Aslında hiç ilgimi çekmeyen bir diziydi ama son zamanlarda artan Lee Sang Yeob sevgim yüzünden baş rolleri de seviyorum diye diziyi izlerken buldum kendimi. Konu olarak benden çok alakasız bir dizi. Fakat nasıl olduysa acayip bir biçimde içine çekti beni. Bölüm sayısını tadında tutmaları, özellikle erkek oyuncuların çok başarılı olması ve konunun işleniş biçimi diziyi ilgiyle izlettirdi bana. Öyle ki uzun zaman sonra sahnelerini atlama isteği hissetmediğim naadir dizilerden oldu.
Dizi sayesinde; davulun sesi uzaktan hoş gelir, bekara karı boşamak kolaydır, milletin derdi bizi gerdi, elin ağzı torba değil ki büzesin ve türevi tüm deyim ve sözlerin tam karşılığına şahit olmuş oluyoruz.
Öte yandan iş, aile ve şehir hayatının yorduğu, yuttuğu ve kendimizi unutturduğu bizi, bize hatırlatan bu nedenle de insanın içine işleyen bir yapım ortaya çıkmış.
Dizinin sonu tartışılır. Hepimize göre etik, cezalandırma, affetme gibi kavramlar farklıdır ve olayları nasıl yorumlarsınız bilmem ama izlerken bir yerlerde kendinizden de bir şeyler bulacağınıza eminim.
Ayrıca diziye başlama sebebim Lee Sang Yeob çok sevimli bir karakteri canlandırıyordu, çok eğlendim kendisini izlerken.
Chicago Typewriter
Yıla damgasını vuran yapım olabilecekken konunun çok yavan işlenişiyle bu fırsatı kaçıran dizimiz... İzleyenlerin büyük kısmının hayran olduğu Kill Me Heal Me dizisinin senaristinin yeni dizisini duyunca hazır olda beklemeye başlamıştık. Fakat... çok sevgili Senaristciğimiz, böyle iyi oyuncular bulmuşsun, orijinal bir konu da var elinde niye bu güzelim konuyu işlerken bizi bu kadar uyuttun sen ya! Ben ki ağır dizileri severim, dünya klasiği okumak gibidir der mest olurum da bu bana bile ağır geldi. Üç ana karakter tamam, gayet iyi. Fakat yan karakterler sönük, etkisiz, vasıfsız. Her gelen sahnelerini sarıp bir an önce geçesim geliyor. Dizinin geçmişte geçen sahneleri gelse de biraz hareketlense diye dört gözle bekledim her bölüm. Koskoca bölüm içerisinde her şey olağan, ağır, yavanın da yavanı giderken son 5 dakika bir aksiyonla merakımız tam canlandı derken bölüm bitiyor.
Bu duyguyu bir de Tomorrow With You dizisini izlerken yaşamıştım.

KMHM gibi hareketli bir diziden sonra bu kadar yavaş ilerleyen bir diziyle karşılaşınca şaşırmış da olabilirim ben gerçi. Bana göre gizem kısmı da yetersiz kalmış ayrıca. Daha ilk 2-3 bölümde her şey anlaşılıyor. Bu nedenle de ne olursa olsun şaşırmıyor insan.
Yoo Ah In'in günümüzdeki halindeki saç modeli ve giyim tarzı ise ilk kez bir erkek oyuncunun dış görünüşü konusunda beni isyan ettirdi sanırım. Geçmişteki hali de olmasa...
Neyse yine de izlenebilir yapımlar arasında. En azından kitap sevginiz artar. Henüz son 3 bölümü izlemedim ama bittiğinde de şu ankinden çok farklı bir düşüncede olacağımı sanmadığım için bu diziyi de yazıma ekleyiverdim.


İlk fırsatta bir de ortaya karışık film değerlendirmeleri yapma niyetindeyim. Bakalım bakalım...😎







1 Kasım 2016 Salı

Film Tavsiye Listesi (Uzak Doğu)

Uzun zamandır izlediğim filmler için bir tavsiye listesi yapmaya niyetlenmiştim ve sonunda icraata geçme fırsatı bulabildim. Daha önce diziler için yaptığım listeye de ek bir liste yapma niyetim var ama ne zamana olur Allah bilir. Öncelikle tavsiyeler tamamen kendi beğenime göredir, zevkler ve renkler misali herkesin farklı düşüncesi olması muhakkak elbette. Filmler için liste çıkarırken oldukça fazla sayıda izlemiş olduğumu şaşkınlıkla fark ettim. Seçim yapıp sayıyı düşürmek ise fazlasıyla zor oldu. Hani ilk beşimi seçmekte zorlanmadım hiç ama sonrasını elemek ve sıraya koymam zor oldu. Listeye bunu da koymazsam olmaz diye diye sayı arttıkça arttı. Sonuç olarak olabilecek en kısa listeyi sizlere sunuyorum.

1. More Than Blue
İzlediğim ilk Kore filmi olması sebebiyle yeri bende ayrıdır elbet ama listemin ilk sırasında olma nedeni tamamen filmin beni derinden etkilemiş olması. 3 kez izledim ve yine yeniden tekrar tekrar izlemek istediğim bir film. İçime dokunan, yüreğimi burkan, sızısı içimde yer eden aşkın en güzel halini anlatan, duyguları en üst düzeyde hissettiren dokunaklı bu film yıllardır 1. sıradaki yerini kaybetmedi.
"Eğer kelimeler gerekseydi dilsizler nasıl sevecekti?"

2. Ode To My Father
Evin direği babalar... Arkamızdaki görünmez, sessiz güç ve dayanak. Yer yer güldüğüm yer yer hüzünlendiğim, hüngür hüngür ağladığım etkisinden çıkamadığım bir diğer duygusal film. Herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film. Gerçek olaydan uyarlama olması da ayrı bir etkilenme sebebidir. 2. sıradaki yerini sağlama almış unutulmaz filmlerden birisi.
"Düşünüyorum da; bu çetrefilli dönemde çocuklarımızın değil de bizim doğduğumuzu bilmek, bütün bu sıkıntıları bizim yaşadığımızı bilmek, insanın içini rahatlatmıyor mu? 
Keşke bunların hiçbiri yaşanmamış olsaydı. Yine de bu zorlukları çocuklarımızın değil de ikimizin çekmesine minnettarım."

3. No Mercy
İntikamın en acımasız şekilde alındığı, insanın tüylerini diken diken eden film. İzleyeli yıllar oldu ama etkisindeyim. Tekrar izlemek istediğim, çok etkilendiğim, kime kızsam bilemediğim, şok edici bir film. Türü seviyorsanız mutlaka izleyin derim. Unutulmaz repliğini yıllardır forumda imza olarak kullanmaktayım.
"Ölmekten daha zor olan ne biliyor musun? Affetmek. Çünkü affetsen bile
acının bıraktığı izler kolay kolay geçmez."

4. Going by the Book
İlk üç filmin aksine 4. sırayı kapan film komedi türündeki namı değer "Kitabına Göre". Başından sonuna kadar ilgiyi canlı tutan, kahkahalar attıran, komedisiyle yaptığı alaylı göndermeleriyle herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film. Hani canınız sıkkınsa ya da arkadaş ortamında izleyecek ve sizi keyiflendirecek bir film arıyorsanız ilk durağınız bu film olsun.
"Sen vuruldun yat yere... Sen bayıldın sesini çıkarma... Siz bağlısınız kıpırdamayın..."

5. Take Off
Sırada bir başarı hikayesi var. Koreliler yaşanmış hikayelerini filmleştirme işini sık sık yapıyor ve bu konuda da olduça başarılar. Take Off da sporda elde edilen bir başarıyı en güzel ve etkileyici şekilde bize sunup hem güldürüyor, hem hüzünlendiriyor hem de o başarı bizimmiş gibi gururlandırıyor. Yine aile ya da arkadaş ortamında toplu halde izlenebilecek güzel filmlerden bir tanesi.
"Uç uçabildiğince..."

6. The World of Silence
Adı üstünde sessizliğin dünyası... Filmin başından sonuna kadar o sessizliğin dünyasında ben de kendimi kaybettim.  Acı dersler veren, yüreğe dokunan, herkesin izlemesi gereken filmlerden. Afişi bile hüzünlendiriyor beni. Çok dokunuyor söyleyeyim...
"Kalbini duyabiliyorum."

7. Daisy
More Than Blue tarzında, dokunaklı, insanın içini burkan bir aşk hikayesi. Oyuncularıyla da etkisi artan bir film. Elbette en vurucu kısmını yine sonlarında barındıran filmlerden. Yüreğinize dokunacaktır.
"Çiçekler aşkı getirebilir fakat aynı şekilde ölümü de."

8. Sunny
Deli dolu, eğlenceli, içinizi ısıtan, gençliğinizi özleten, adı gibi güneşli sıcacık bir film. Herkesin kendinden bir şey bulacağı, izlerken içinin kıpır kıpır olacağı, yer yer hüzünlendirip eski günlerimizi özletse de bittiğinde yüzünüzde tebessüm oluşturacak bir yapım. Açıp filmi izleyin ardından şöyle bir gözlerinizi kapatıp çocukluk ve gençlik dönemlerinizi hatırlamaya çalışın. Varsa resimleriniz, mektuplarınız, sakladığınız anılarınız açıp bir göz atın. Emin olun içinizde buruk ama tatlı bir huzur/mutluluk hissedeceksiniz.
"Hayatım uzun olmadı ama sizin de dediğiniz gibi hayatımın baş kahramanıydım."

9. Memories of Murder
Namı diğer Cinayet Günlüğü... İzlediğimden beri düşündükçe tüylerimin ürperdiği, öfke duyduğum, sinirlerimi bozan bir yapım. Bunun en büyük nedeni de "film canım ne olacak" diyemiyor olmam. Çünkü bu film de gerçek hayattan uyarlama. Fakat yaşanmış olaylardan uyarlama başarı filmlerin aksine dram ve cinayet konuları insanın içine yumruk gibi oturuyor. Yine de yaşattığı etki açısından listemin ilk sıralarındadır kendisi. Türü seven kaçırmasın.
" - Yüzünü gördün mü? Neye benziyordu?
  - Aslında, olağan bir tipti..."

10. Maundy Thursday
Filmde olaylar yalın ve sade bir şekilde sunuluyor. Az ama öz repliklerle, yavaş yavaş perdesi açılan olaylarla bir şekilde merakınız canlı kalıyor hep. Adım adım acı sona ulaşacağınız düşüncesi de bir yandan içinize büyük bir sıkıntı veriyor. Film derinden içinize işliyor, her olayı sindirip duyguları iyice hissetmenizi sağlıyor. Yeri gelince de darbesini bir güzel indirip uzun süre sizi sarsacak kadar yaralıyor.
"Korkuyorum. Şükran günü şarkısı bile işe yaramıyor. Korkuyorum." 

11. Miracle in Cell No.7
Hem güldüren hem de deli gibi ağlatan etkileyici filmlerden biri. Evet senarist izleyiciyi etkileyip kalıcı bir etki bırakmak için elindeki malzemeyi iyi kullanmış, bazısı "ne yaptın sen be kardeş" tepkisi vermiş bile olabilir ama öyle yapmasa da böyle içimiz bir tuhaf olmuyor işte. Neyse mutlaka şans verin.
"Özür dilerim, bir daha yapmayacağım."

12. Silenced
Çok etkileyici, hem de çok... Ancak ne kadar etkileyiciyse o kadar da rahatsız edici. Herkesin kaldıramayacağı bir film. Hatta benim de pek kaldırabildiğim söylenemez. Günlerce etkisinde ruh gibi dolaştım. Yine yaşanmış gerçek olaydan uyarlama bir film. Bu yüzden daha da rahatsız edici, iç sıkıcı, can yakıcı... Fakat izlemek lazım, günümüzde dünyanın her yanında yaşanan lanet olasıca bir gerçek...
"Mücadele etmemizin sebebi dünyayı değiştirmek için değil,
dünyanın bizi değiştirmesine izin vermemek için."

13. Castaway on the Moon
Farklı, doğal, samimi, sevimli, eğlenceli, hüzünlendirici... her şeyi içinde barındıran izlemenin keyif verdiği bir film. Neşeli bir şeyler izlemek, biraz da hayat dersi almak istiyorsanız tavsiyedir. İzlediğinize pişman olmayacaksınız.
"Kimsin?"

14. Sunflower
Bir insan geçmişine sünger çekmek için ne kadar sabredebilir ve insanlar bu sabır taşına dönmüş insanı nasıl çatlatabilir? Bu sorunun cevabını yüreğimiz burkula burkula izliyoruz filmde. Filmin en güzel yanı; abartısız, doğal, yalın ve içten bir anlatım sunmasıydı bize. İzleyin efendim.
"Bir daha asla içki içmeyeceğim. Ne kavga edecek ne ağlayacağım."

15. Time Renegades
Hem oyuncu kadrosuyla hem işlediği konuyla birçok kişinin ilgisini çeken bu filmin anlatımı beklediğimden daha yalın olsa da izleyiciyi kendine çekmeyi de başarıyor. Merak unsurlarını da koruyarak finale kadar gayet güzel ilerliyor. Sonunu da güzel bağladıklarını düşünüyorum.
"Bir dahaki hayatımızda nasıl görünürsen görün, nerede olursan ol, seni bulacağım."

16. A Werewolf Boy
İçimi cız ettiren, yüreğimi burkan, seyir zevki yüksek duygusal bir film. Bittiğinde üzerinizde etkisini bırakacağına eminim. Ağlamaya da hazır olun derim hatta. Gerek Song Joong Ki gerekse Park Bo Yeong role o kadar yakışmışlardı ki film daha etkili bir hale gelmiş bence. Hele bir de John Park'ın seslendiği Childlike şarkısını dinleyin derim.
- Beni mi bekledin?
- Çok... özledim seni.

17. Always
Büyük hayranı olduğum So Ji Sub'un oynadığı duygu yükle güzel mi güzel bir aşk hikayesi. So Ji'ye en yakıştırdığım şey hüzünlü rollerde oynaması. Bir insan ancak bu kadar güzel ağlayabilir. İzleyicinin içine işleye işleye... Bu filmde de fedakar bir aşık rolüyle karışımızda. Han Hyo Jin'le güzel bir ikili olmuşlar. Filmin Sadece Sen diye Türk versiyonu da ülkemizde çekildi ama ben izlemedim tabii.
"Sana söylememiş miydim?
Gözlerim açıldığında ilk görmek istediğim senin yüzündü.
Ama neden sadece kendi yüzümü görmeme izin verdin?"

18. Pained
Acı... Acıyı hissetmeyen biri sayesinde nasıl acıyı bu kadar hissedebiliriz? Ya da acı çektiğimiz için şükreder buluruz kendimizi? Yine duygu yüklü, güzel ve hüzünlü bir aşk hikayesi içeren filmlerden. Kış günü sessiz ve karanlıkta izlerseniz etkisi çok daha fazla olacaktır.
"Ağlama, acımıyor..."

19. The Terror Live
Duygusal ve aşk konulu hüzünlü filmlerden sonra biraz aksiyon ve heyecan arıyorsanız sizi bu filme alalım. Sistem eleştirisi. Hem medyayı hem siyaseti eleştiren, heyecanın dozunun hiç düşmediği, nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamayacağınız, finaliyle de etkili bir vuruş yapan oldukça kaliteli bir film.
"Bir özür dilemek bu kadar zor muydu?"

20. Perfect Number
Kimisine takıntı gibi gelebilecek ama aslında saf, karşılıksız, fedakarca bir aşk. Tek tatlı sözle mutlu olabilecek, bir gülümsemeyle içi aydınlanacak, kendi halinde dahi bir aşık... Bir gün sevdiği kadın için inanılmaz bir plan yapması gereken bu dahi planında başarılı olabilecek mi izleyip görün derim.
Yer yer ağır ilerlese de bir bütün olarak oldukça etkileyici bir film olduğunu söyleyebilirim.
"Kimsenin çözemeyeceği bir problem yapmak mı yoksa onu çözmek mi?
Hangisi daha zordur?"

Bu ilk 20'den sonrasını sadece liste olarak sunacağım.
İzleyecek bir şeyler ararsanız her birini beğeneceğinize inanıyorum.
21. Masquerade
22. My Paparotti
23. A Moment to Remember
24. Montage
25. The Case of Itaewon Homicide
26. Paradise Murdered
27. Bronze Medalist
28. My Brilliant Life
29. The Divine Move
30. Jeon Woo Chi: The Taoist Wizard
31. Architecture 101
32. The Classic
33. Kundo : Age of the Rampant
34. The Himalayas
35. Killer Toon

Bunlar Kore yapımlarından verebileceğim örnekler. Bunlara ek birkaç tane de diğer Uzakdoğu ülke filmlerinden ekleyeyim ufak bir liste halinde.

1. Rurouni Kenshin (1-2-3)
2. Bu neng shuo de. mi mi / Secret
3. Yôgisha X no kenshin / Suspect X
4. Taare Zameen Par / Every Child Is Special
5. Fung wan: Hung ba tin ha / The Storm Riders
6. Hear Me / Ting Shuo 
7. Ru guo · Ai / Perhaps Love 
8. Khid thueng withaya / Teacher's Diary
9. So Young / Zhi wo men zhong jiang shi qu de qing chun
10. Gôruden suranbâ / Golden Slumber
11. Love Letter
12. Our Times